Artık kim bunun sorumlusu bilmiyorum ama, benim mood çubuğumu da bi yepyeşil hale getirse diyorum. Yazık bu sim kuluna, duyuyor musun oyuncu?
10 Kasım 2009 Salı
9 Kasım 2009 Pazartesi
4.hafta Sonunda

Şampiyonlar liginde 4. haftayı geride bıraktık. 3.haftada takım halinde sıçış yaşayarak alınan 13 küsür puanın ardından takımım hırs yaptı ve 4. haftayı 78 puan toplayarak kapattık. Arshavin 3 asistle, Lisandro 1 gol ve defansın bağrından kopup gelen Berezutsky attığı golle haftanın öne çıkan isimleriydi. Keza Kaka da istikrarlı biçimde sürdürüyor çıkışını. 4.haftadaki en büyük yanlışımsa, kadrodan Şevçenkoyu çıkartıp yerine Inzaghiyi almak oldu. Inter'e bi tane sallayan Şevo, bakalım önümüzdeki 2 hafta beni daha da fena pişman edecek mi.5. haftaya girilirken neler değişti peki. Defansta oynama fırsatı bulamayan Wolfsburglu Barzaglinin yerine Juventustan Grosso'yu aldım. Juventusun grubunda işlerin kızışmasından dolayı Juventus ve Grosso muhtemelen ayağını yere sağlam basacaktır. Grosso'nun fiyatı dolayısıyla orta sahada Rothen'i bıraktım ve yerine oldukça ucuz olan Brandan'ı aldım. Unirea Urziceni'nin bu oyuncusunun adını ilk kez duyuyorum ki zaten takımın yedek oyuncusu olacak kendisi.
Asıl yapmak istediğim transfer aslında O.Lyon'un kalecisi Lloris. İzlediğim maçlarda acayip etkilendim kendisinden. Liverpool'a karşı muazzam mücadele etti. Ancak bu haftaki Fiorentina karşılaşmasına güvenemediğim için kendisini kadroya henüz dahil etmedim. Önümüzdeki hafta veya 2.turda kendisini takımda görmek istiyorum.
Hugo Lloris; O.Lyon'un 1.88 boyundaki güven veren file bekçisi düzgün fiziği, sert şutları ve adem elmasıyla tanınıyor.Önümüzdeki hafta Zurich önünde mutlak bir galibiyete ihtiyacı olduğu için coşması beklediğim Madrid'in Kakasını Arshavin yerine kaptan yaptım. Kalede tercihim Helton gibi gözüküyor. Çünkü Barcelona karşısında ne yapacağını kestiremediğim için J.Cesar şimdilik ikinci ihtimal. Belki maç günü tercihimi değiştirebilirim.
FC LeChuck'ın kendisiyle ilgilendiğiyle ilgili iddialara karşılık olarak Lloris basın mensuplarına dil çıkarttı. Lyon'da takım arkadaşlarının Einstein lakabını taktığı Lloris'in bu hareketi, Mersin İdman Yurdu ile prensipte anlaştığı yönünde çıkan söylentileri kuvvetlendirdi.
FC LeChuck'ın kendisiyle ilgilendiğiyle ilgili iddialara karşılık olarak Lloris basın mensuplarına dil çıkarttı. Lyon'da takım arkadaşlarının Einstein lakabını taktığı Lloris'in bu hareketi, Mersin İdman Yurdu ile prensipte anlaştığı yönünde çıkan söylentileri kuvvetlendirdi.6 Kasım 2009 Cuma
Mardin Notları ve Çocuklar..
Mardin'e gidip de geleli bir ay oldu ama ben uçmalı kaçmalı bir ay yaşadığım için oturup da yazamadım bi türlü.
Hayatımda ilk defa güneydoğu sınırları içerisine ayak basmaktan çok mutlu oldum. Kocaman bir ülkede yaşıyoruz ve küçük bir üçgende kapana kısılmışız çoğumuz. Çıkıp gezmek lazım. Gezdikçe insan bazı önyargılarla yaşadığını farkediyor. Bu önyargılar iyi de olabilir, kötü de. Bir yerleri gidip görmeden, hakkında atıp tuttuğunu insanın farketmesi çok zor.
Yolculuk başlamadan önce, uçağa binerken yapılabilecek bütün kötü esprileri yaptım. Maazallah bir daha binemeyiz falan, içimizde kalmasın hepsi bir kerede çıksın da rahatlayayım :)
Uçaktan inen valizlerin hareketli bantlarda bekleme odasına ulaşması ve yolcuların bavullarını karizma hareketlerle alıp gitmesi. Bir türlü istediğim randımanı alamasam da çok havalı : D
Mardin öyle bir kent ki, evinizin terasında oturup çayınızı içerken Mezopotamya manzarasına dalıp gidebilirsiniz. Nasıl ki İstanbul'un Boğaziçisi varsa, Mardin'in de kente karakter katan Mezopotamyası ve kupkuru bir iklimi var.
Mardin beklediğimden daha güzeldi. İşin doğrusunu itiraf etmek gerekirse, ne beklediğimi bilmiyordum. Oraya gidene kadar çok sınırlı bilgiye sahiptim ve gidince memnun kalmayacağımı düşünüyordum. Beklentimi düşük tutunca memnun kaldım tabi. Ama bunu şehirde gezdiğim süre içerisinde değil de döndükten sonra farkettim. Kaldığım süre boyunca sıcaktan, kuruluktan, kötü kokulardan, yemeklerden, çaydan falan herşeyden şikayet ettim. İstanbul'a dönünce aslında güzeldi lan demeye başladım.
İnsanlar çok kibar, hepsi yardımcı olmaya çalışan, hoşgörülü yurdum insanı. Özellikle buna çok şaşırdım. Ben gittiğimde insanların kötü gözle bakacağını, sokakta güvende dolaşamayacağımı düşünüyordum. Ama orada farkettim ki, İstanbul'un pek çok bölgesinden daha güvenli ve huzurlu bir ortam var. Tabii ki bu Mardin'in çok kültürlü bir inanç şehri olmasının sonucu. Burada insanlar farklı dinlere saygı göstermesini öğrenmişler. Sadece Türkiye için değil, tüm dünya için güzel bir örnek. Elbette birkaç günlük bir gezinin gözlemlerine dayanarak bu kadar büyük konuşmak doğru değil ama, benim izlenimlerim çok olumluydu.
Çocuk, çocuk, çocuk.. Her yer çocuk. Her yerden çıkıyorlar. Adamın çevresini sarıyorlar, fotoğraf çekmeni istiyorlar, seni turist sanıp "hello" diyorlar. Hatta abartıp hareket çeken, küfür eden bile oluyor. Ama çok sessiz çocuklar da vardı. Kimisi yaşından beklenmeyecek şekilde olgun, kimisi çok sevimli. Yılışık olmadığı sürece tüm çocukları seviyorum.
Bu iki kafadar muhteşemdi. Her taraftan insanın üstüne atlayan canavar veletlerle dolu bir şehirde, bu kadar naif, bu kadar efendi, bu kadar olgun iki mavi önlüklüyle karşılaşmak çok şaşırtıcıydı. Stadyumun önünden geçerken gençlerden birisi bulduğu küçücük bir aralıktan sahaya çabucak göz attı. Bana çocukken Atatürk Stadyumunun kale arkasındaki küçük aralıklarından oynana maçı izlemeye çalıştığım günleri hatırlattı. Sonra diğer arkadaşı geldi. Fotoğraflarını çekmek istedim, gölgede olunca iyi çıkmadı. "Kötü çıktı" dedim, amacım bir daha çekmekti ama çocuklar hiç istiflerini bozmadan yürümeye devam ettiler. Karanlık çıkmıştır dediler büyük bir ağır başlılıkla. Aslında çok güzel çıkmışlar, üzüldüm, keşki kötü demeseydim.
Mardin inişli çıkışlı bir şehir. Burda kötü niyetli birisi olsa, bir köşede canlı canlı yer sizi, kimse de farketmez. Cüzdanınızı kapıp kaçsalar, takip edemezsiniz. O kadar karışık. İşte bir sokakta bu ufaklıklarla karşılaştık. Bunlar canavar dediğim çocuklardandı. Hemen beni çek beni çek muhabbetine başladılar. Çektim. Sonra ikisini, sonra diğer ikisini. Sonra bir kere ben çekebilir miyim dedi büyük kızlardan birisi. Bir an için makineyi kapıp kaçabileceğini düşündüğümü utanarak itiraf ediyorum. Ama neyseki bu korku beni engellemedi. Küçük kız bizi çekti, sonra öteki. Ufak çocuksa cadı ablalarının yanında pek sessiz sedasızdı. Sen de çekmek ister misin diye sordum, o beceremez dediler. "Becerebilir misin?" diye sordum, gözleri parladı ufaklığın, "Beceririm!" dedi. Sonra o da bizi çekti. En son da ben hepimizi çektim :)
Bu ikisini de habersiz çekecektim, sonra beni görüp poz verdiler. Ama sonra çektiğimin fotoğrafa bile bakmadan fener formalının "allright" işaretiyle birlikte selamlaşıp uzaklaştım. Cool çocuklardı :)
Küfi yazı denilen bir şey var. Cami girişlerinde, minarelerde karşımıza çıkıyor sürekli. Arapça hat sanatında kullanılan bir yazı türüymüş. Dik ve köşeli harflerle yapılıyor. Bana çok estetik geldi. Bir gün böyle bir dövme tasarlamak isterim kendim için.
Yemek, yemek, yemek.. Her yer kebap, her yer kasap. Güzel şeyler de yedim, ama ilk defa damak tadıma uymayan şeyler de çıktı karşıma.
Midem bozulayazdı bir ara.
Döndükten sonra yaşadığım ilk şok iphoneumun şarj aletini öğretmen evinde unuttuğumu farketmek oldu. Sonra kargoyla yolladılar çok şükür.
Mardin'i, dar sokakları ve hoşgörülü kibar insanlarıyla hatırlayacağım. Tam bir kültür doygunluğu yaşadım. Her köşede konuşulan başka bir dil, yaşatılan farklı bir din, farklı hayatlar vardı. Gidip gördüğüm için çok mutluyum. Umarım bir gün yine yolum düşer de, adını hala söyleyemediğim Darülzaferan Manastırı gibi gidemediğim, göremediğim yerleri de görme fırsatını bulurum :)
Hayatımda ilk defa güneydoğu sınırları içerisine ayak basmaktan çok mutlu oldum. Kocaman bir ülkede yaşıyoruz ve küçük bir üçgende kapana kısılmışız çoğumuz. Çıkıp gezmek lazım. Gezdikçe insan bazı önyargılarla yaşadığını farkediyor. Bu önyargılar iyi de olabilir, kötü de. Bir yerleri gidip görmeden, hakkında atıp tuttuğunu insanın farketmesi çok zor.
Uçaktan inen valizlerin hareketli bantlarda bekleme odasına ulaşması ve yolcuların bavullarını karizma hareketlerle alıp gitmesi. Bir türlü istediğim randımanı alamasam da çok havalı : D
Mardin beklediğimden daha güzeldi. İşin doğrusunu itiraf etmek gerekirse, ne beklediğimi bilmiyordum. Oraya gidene kadar çok sınırlı bilgiye sahiptim ve gidince memnun kalmayacağımı düşünüyordum. Beklentimi düşük tutunca memnun kaldım tabi. Ama bunu şehirde gezdiğim süre içerisinde değil de döndükten sonra farkettim. Kaldığım süre boyunca sıcaktan, kuruluktan, kötü kokulardan, yemeklerden, çaydan falan herşeyden şikayet ettim. İstanbul'a dönünce aslında güzeldi lan demeye başladım.
İnsanlar çok kibar, hepsi yardımcı olmaya çalışan, hoşgörülü yurdum insanı. Özellikle buna çok şaşırdım. Ben gittiğimde insanların kötü gözle bakacağını, sokakta güvende dolaşamayacağımı düşünüyordum. Ama orada farkettim ki, İstanbul'un pek çok bölgesinden daha güvenli ve huzurlu bir ortam var. Tabii ki bu Mardin'in çok kültürlü bir inanç şehri olmasının sonucu. Burada insanlar farklı dinlere saygı göstermesini öğrenmişler. Sadece Türkiye için değil, tüm dünya için güzel bir örnek. Elbette birkaç günlük bir gezinin gözlemlerine dayanarak bu kadar büyük konuşmak doğru değil ama, benim izlenimlerim çok olumluydu.
Çocuk, çocuk, çocuk.. Her yer çocuk. Her yerden çıkıyorlar. Adamın çevresini sarıyorlar, fotoğraf çekmeni istiyorlar, seni turist sanıp "hello" diyorlar. Hatta abartıp hareket çeken, küfür eden bile oluyor. Ama çok sessiz çocuklar da vardı. Kimisi yaşından beklenmeyecek şekilde olgun, kimisi çok sevimli. Yılışık olmadığı sürece tüm çocukları seviyorum.
Yemek, yemek, yemek.. Her yer kebap, her yer kasap. Güzel şeyler de yedim, ama ilk defa damak tadıma uymayan şeyler de çıktı karşıma.
Döndükten sonra yaşadığım ilk şok iphoneumun şarj aletini öğretmen evinde unuttuğumu farketmek oldu. Sonra kargoyla yolladılar çok şükür.
2 Kasım 2009 Pazartesi
buk #5
...
daha az sahte bir eğitim bize gereken
daha az kural
daha az polis
ve daha iyi öğretmenler...
...müşfik davranmıyor insanlar birbirine.
(buhran)
daha az sahte bir eğitim bize gereken
daha az kural
daha az polis
ve daha iyi öğretmenler...
...müşfik davranmıyor insanlar birbirine.
(buhran)
21 Ekim 2009 Çarşamba
High Fidelity #2
Rob: Just shut up please, I’m trying to explain, okay? That other girl, or other women, --whatever -- I mean, I was thinking that they’re just fantasies. You know? And they always seem really great because there’s never any problems. And if there are, they’re cute problems like, you know, we bought each other the same Christmas present or she wants to go to see a movie that I’ve already seen, you know? And then I come home and you and I have real problems and you don’t even want to see the movie I want to see, period. There’s no lingerie and --
Laura: I have lingerie
Rob: You have *great* lingerie! But you also have cotton underwear that's been washed a thousand times, and it's hanging on the thing, and... And they have it too, it's just that I don't have to see it, because it's not in the fantasy... I'm tired ot the fantasy, cause it doesn't really exist. And there are never really surprises and it never really...
Laura: Delivers?
Rob:Delivers. Right.
Laura: I have lingerie
Rob: You have *great* lingerie! But you also have cotton underwear that's been washed a thousand times, and it's hanging on the thing, and... And they have it too, it's just that I don't have to see it, because it's not in the fantasy... I'm tired ot the fantasy, cause it doesn't really exist. And there are never really surprises and it never really...
Laura: Delivers?
Rob:Delivers. Right.
High Fidelity #1
Rob: I can see now I never really committed to Laura. I always had one foot out the door, and that prevented me from doing a lot of things, like thinking about my future and... I guess it made more sense to commit to nothing, keep my options open. And that's suicide. By tiny, tiny increments.
Fantastik bir film bu.
Fantastik bir film bu.
13 Ekim 2009 Salı
Sam #1
9 Ekim 2009 Cuma
Shit "bazen" Happens
Bir insanın bir günde 4 kez şiddetli şekilde kafasını vurma olasılığı nedir ki? Üstelikte bugünün Iphone'unun şarj aletini Mardin'de unuttuğum güne denk gelmesi? Akşamdan kalmış mide kötü, baş kötü, haberler kötü, vaziyet kötü, şarj gittikçe azalıyor, kontör yok, para yok, yapmak gereken şey çok.
Ne kadar kötümser bir tablo değil mi? Sevincim böyle berbat bir gün uçağın yere çakılmasıyla da sona erebilirdi. En azından yaşıyorum. Karma mı? maybe baybe.
Ne kadar kötümser bir tablo değil mi? Sevincim böyle berbat bir gün uçağın yere çakılmasıyla da sona erebilirdi. En azından yaşıyorum. Karma mı? maybe baybe.
5 Ekim 2009 Pazartesi
2 Ekim 2009 Cuma
çempiyın
Blogger'ın sıçmadığı zamanlarda orda burda gezip durduğum için uzun soluklu bir ara vermiş oldum. Neyse, Şampiyonlar Ligi ile sonlandıralım arayı.
İlk iki hafta sonunda destansı kadrom beni hayal kırıklığına uğrattı. Çok güvendiğim orta saha adamlarım ilk hafta dökülünce bütün yük Graffite'nin üzerine bindi. Sağolsun sağlam adammış da üç golle takımı ayakta tutan isim oldu. Defans hattı ve kalecim ise görevlerini başarıyla yaptılar. Burda da yine Ramos oynamayarak üzdü beni.
M.Denizli önderliğinde Bjk 2 maçta da 0 çekerken takıma Beşiktaşlı almama kararıma bir kez daha saygı duydum
İkinci hafta daha dirençli bir ortasaha vardı. Arshavin ve Kaka yıldız gibi oynayıp puanlar kazandırdılar. Uefa Kupasında bana büyük başarılar kazandıran Zhirkov ise turnuvanın kayıp ismi. 2 maçta da oynamayarak en büyük hayal kırıklığını yaşattı bana bu takımda. Bu hafta onun yerine yaşlı kurt Giggs'i aldım. Umarım son haftalardaki yükselen formunu şampiyonlar liginin diğer maçlarına da taşır ve takımıma puanlar kazandırır Sir Giggs.
Sonuç olarak ilk iki hafta sonunda toplam da 98 puanla (ilginçtir ki iki haftada da 49 puan toplamışım) 66.757. sıradayım. Türkiye genelinde ise 1157.yim. Oldukça kötü bir başlangıç yaptım. Umarım ilerleyen haftalarda güvendiğim oyuncuların form grafikleriyle birlikte üst sıralara tırmanırız.
İlk iki hafta sonunda destansı kadrom beni hayal kırıklığına uğrattı. Çok güvendiğim orta saha adamlarım ilk hafta dökülünce bütün yük Graffite'nin üzerine bindi. Sağolsun sağlam adammış da üç golle takımı ayakta tutan isim oldu. Defans hattı ve kalecim ise görevlerini başarıyla yaptılar. Burda da yine Ramos oynamayarak üzdü beni.
M.Denizli önderliğinde Bjk 2 maçta da 0 çekerken takıma Beşiktaşlı almama kararıma bir kez daha saygı duydumSonuç olarak ilk iki hafta sonunda toplam da 98 puanla (ilginçtir ki iki haftada da 49 puan toplamışım) 66.757. sıradayım. Türkiye genelinde ise 1157.yim. Oldukça kötü bir başlangıç yaptım. Umarım ilerleyen haftalarda güvendiğim oyuncuların form grafikleriyle birlikte üst sıralara tırmanırız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



